Bu kafa biraz nadas istiyor

Kafamda milyon sekme açık. Düşünüyorum düşünüyorum düşünüyorum... Birini kapatmaya çalışırken üç yenisi açılıyor sanki. Bir mesele bitmeden diğeri başlıyor, bir sorunun cevabını ararken kendimi bambaşka bir çıkmazın içinde buluyorum. Zihnim susmayı bilmiyor. Gece başımı yastığa koyduğumda bile düşünceler sıraya dizilip konuşmaya devam ediyor.Ne yapacağımı bilememenin verdiği o tuhaf sıkışmışlık hissi var içimde. Ne tamamen durabiliyorum ne de emin adımlarla yürüyebiliyorum. Sanki önümde onlarca kapı var ama hangisini açsam yanlış olacakmış gibi hissediyorum. İnsan bazen yanlış karar vermekten o kadar korkuyor ki hiçbir karar veremez hale geliyor. İşte ben de tam olarak o yerdeyim. Bir yandan mantığım konuşuyor diğer yandan duygularım. Biri sabret diyor, diğeri artık yoruldun. Biri biraz daha mücadele et diyor diğeri bırak gitsin. Kendi içimde sürekli süren bir tartışmanın ortasında kalmış gibiyim. Bazen sadece biri gelip "Haklısın Kübi bu kadar yük ağır" desin istiyorum. Çözüm sunmasına gerek yok. Akıl vermesine yol göstermesine de gerek yok. Sadece bu karmaşanın içinde boğulurken birinin bunu görmesi yeterli olurdu belki. Çünkü insan her zaman çözüm aramıyor. Bazen sadece anlaşılmak istiyor. En çok da sürekli güçlü olmak zorunda hissetmek yoruyor beni. Her şeye yetişmeye çalışmak, her şeyi kontrol altında tutmaya çalışmak, kimseye yük olmamak için içindekileri içine atmak... Bir yerden sonra insan kendi yükünün altında kalıyor. Bunu fark ettiğinde çoktan tükenmiş oluyor. Belirsizlik de ayrı bir yorgunluk. Olmamış şeylerin ihtimalleriyle boğuşmak gerçekleşmemiş senaryolar yüzünden uykusuz kalmak sürekli ya şöyle olursa diye düşünmek insanın ruhunu tüketiyor. Bazen geçmiş geliyor aklıma. Yarım kalanlar, söylenmeyen sözler, kaçırılan fırsatlar... Sonra gelecek geliyor. Keşke “GELMESE” diyorum. Ne geçmişi tamamen bırakabiliyor ne de geleceğe güvenle bakabiliyorum. Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Bütün bunların arasında kendimi unutuyorum. Sürekli çözmeye çalıştığım problemler yetişmeye çalıştığım işler, düşünmekten zihnimde büyüttüğüm meseleler derken kendime dönüp "Nasılsın Kübii” diye sormayı unutuyorum. Oysa en çok buna ihtiyacım var belki de.Bazı günler hiçbir şey yapmak istemiyorum. Sadece sessizce oturmak, kimseyle konuşmamak, hiçbir şeyi çözmeye çalışmamak istiyorum. Belki de her şeyin cevabını hemen bulmak zorunda değilim. Belki her düğüm bugün çözülmeyecek. Belki bazı yolların nereye çıktığını görmek için biraz yürümek gerekiyor. Ama bunu bilsem bile içimdeki o bunalmışlık hemen geçmiyor. Çünkü insan aklıyla bildiği şeyleri kalbine her zaman anlatamıyor. Şu sıralar kendimi uzun bir koridorda yürüyormuş gibi hissediyorum. Sonunda bir kapı var mı varsa nereye açılıyor bilmiyorum. Ama yürümeye devam ediyorum. Yorularak duraklayarak bazen umudumu kaybederek ama yine de devam ediyorum. Çünkü başka çarem yok.


Şimdi sadece biraz sessizlik istiyorum. Biraz huzur. Biraz nefes. Zihnimde açık kalan milyonlarca sekmenin tek tek kapanmasını, içimdeki gürültünün yerini sakinliğe bırakmasını istiyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İsterdim

Limerence’nin yakıtı: belirsizliktir.

Gennemlide: Acılara koşuyorum.