Kalbimdeki evin adı: ANNE

“Annem hakkında yazıyorum çünkü onu dünyaya getirme sırası sanırım şimdi bende.” diyor Annie Ernaux Bir Kadın isimli kitabında. 


İnsan annesini kaybedince sadece bir insanı kaybetmiyor. Başını yaslayabildiği yeri koşulsuz sevildiğini bildiği o güvenli limanı dünyadaki ilk evini kaybediyor. Bir ses eksiliyor hayattan. Kalabalığın içinde bile duyulabilen, insanın içini sakinleştiren o ses…Bazen düşünüyorum da ölüm insanı bir anda almıyor sevdiklerinden. Önce sesini alıyor. Sonra kokusunu. Sonra yüzünü hatırlamak için eski fotoğraflara bakmak zorunda bırakıyor. En çok da bundan korkuyorum anne. Seni unutmaktan ziyade seni hatırlamak için çaba göstermek zorunda kalmaktan korkuyorum.


Bu yüzden yazıyorum.


Çünkü bir gün sesinin tonunu unutursam bir cümlede yeniden duyayım diye. Bir gün yüzünün ayrıntıları hafızamdan silinmeye başlarsa bir paragrafta yeniden karşıma çıkasın diye. Sana dair ne varsa kelimelere emanet ediyorum.


İnsan annesini toprağa verir ama ona duyduğu özlemi veremezmiş. Bunu öğrendim. Aradan yıllar geçse de bir gün güzel bir haber aldığında ilk onu aramak istemek geçmiyormuş. Hastalandığında “Anne” diye içinden seslenmek geçmiyormuş.


Sana anlatamadığım ne çok şey birikti anne.


Yorulduğum günleri görmedin. Güçlü görünmeye çalışırken içimde kopan fırtınaları görmedin. Ama biliyor musun bazen hâlâ beni izlediğine inanmak istiyorum. Çünkü başka türlü bu özleme dayanmak çok zor. Sen hâlâ buradasın anne. Gülüşümde varsın. Ağlayışımda varsın. Bazen kurduğum bir cümlede bazen durup dururken gözlerimi dolduran bir hatırada varsın ve ben seni yaşatabilmek için yazıyorum.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İsterdim

Limerence’nin yakıtı: belirsizliktir.

Gennemlide: Acılara koşuyorum.